iconBütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:58 . | Foruma Hoşgeldiniz, bilgi alışverişinde bulunabilmeniz ve üyelik gerektiren bölümleri okuyabilmeniz için öncelikle kayıt olmalısınız

» PhotoshopUzmani Forumları » PhotoshopUzmanı Cafe » Atatürk Köşesi » Atatürk Diyor ki...

Duyuru

Atatürk Köşesi Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk Hakkındaki Herşey...


Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Modları Göster
Eski 11-19-2007, 00:21   #11 (permalink)
HAKAN
PhotoshopUzmanı Kurucusu
 
HAKAN - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Feb 2007
Bulunduğu Yer: C:\Program Files\Adobe\Adobe Photoshop CS2
Yaş: 23
Mesajlar: 5.323
Teşekkür Et: 170
Thanked 2.099 Times in 926 Posts
Resimler: 38
Tecrübe Puanı: 10 HAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant future
HAKAN - MSN üzerinden Mesaj gönder
Ce: Atatürk Diyor ki...

Ulusal Kurtuluş Üzerine Söyledikleri

Millî mücadelenin maksat ve gayesi tam istiklâlini ve kayıtsız-şartsız egemenliğini sağlamak ve sürdürmektir. Millet, dış istiklâlini kazanmak için, lâzım gelen hattı hareketini misakı millî ile ifa etmiştir. Millî hakimiyetini elde edebilmek için, takibi lâzım gelen hareket hattını da Teşkilâtı Esasiye Kanunu ile tesbit etmiştir.
1923

Esas Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlık edinilmesiyle sağlanabilir. Ne kadar zengin ve bayındır olursa olsun bağımsızlıktan yoksun bir millet, uygar insanlık karşısında uşak olmak durumunda yüksek bir işlem için değer taşıyamaz. Yabancı bir devletin koruma ve esirgemesini benimsemek insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçyetmezliği ve uyuşukluğu benimsemekten başka bir şey değildir. Gerçekten bu aşağılığa düşmemiş olanların, isteyerek başlarına bir yabancı getirmeleri asla düşünülemez.
1920

Oysa, Türk'ün haysiyet ve kendine inanı ve yeteneği çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir!
1920

Dolayısıyla ya istiklâl, ya ölüm!
1920

Biz haklarımızı ve bağımsızlığımızı savunmak için giriştiğimiz çarpışmanın kutsallığı düşüncesinde ve hiçbir gücün bir milleti yaşamak hakkından yoksun kılınmayacağı inancındayım.
1920

Memleketin ellide biri değil, her tarafı tahribedilse, her tarafı ateşler içinde bırakılsa, biz bu toprakların üstünde bir tepeye çıkacağız ve oradan savunma ile meşgul olacağız.
1920

Ben, 1919 senesi mayıs içinde Samsun'a çıktığım gün elimde, maddî hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk Milleti'nin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu millî kuvvete, bu Türk Milleti'ne güvenerek işe başladım.
1937

Ben, Türk ufuklarından bir gün mutlaka bir güneş doğacağına, bunun hararet ve kuvvetinin bizi ısıtacağına, bundan bize bir güç çıkacağına o kadar emindim ki, bunu âdeta gözlerimle görüyordum.
1937

Milletimiz çok büyüktür. Hiç korkmayalım. O, esaret ve aşağılığı kabul etmez.
1919

Ben ve benim gibi birçok vatandaşlar, kardeşler, milletin asıl vatanı, ümitsiz felâkete düştüğü zaman görevli oldukları, vicdanen, namusen, haysiyeten yükümlü bulundukları vazifeyi yapmak mevkiinde kaldılar. Bunu elbette yapacaklardır. Yapmaları mecburi idi, vicdani idi, insani idi, millî namus gereği idi. Ben bu mukaddes esasların dışında hareket edebilir mi idim? Efendiler; elbette edemezdim. Türk Milleti'nin hakiki hiçbir ferdi bu gereklerin haricinde hareket edemezdi. Ben elbette bu elim manzara karşısında vicdanımın emirlerine muhalif, millî namusumuza aykırı hareket edemezdim.
1925

Bağımsızlık gayesinin elde edilişine kadar, tamamiyle milletle birlikte, fedakârane çalışacağıma mukaddesatım namına yemin ettim. Artık benim için Anadolu'dan hiçbir yere gitmemek katidir.
1919

Millî irade kendi istikametinde bir nehir gibi coşup taşacaktır. Mücadeleyi her noktasından düşünerek uyanış ve coşkunluk hasıl olmuştur. Sadece dayanıklı olmak ve vazifede kusur etmemek temel şarttır.
1919

Millî dava ancak bu inan, bu irade ve azimle gerçekleştirilecektir. Yaşaması ve muzaffer olması gereken değersiz şahıslarımız değil, millî kurtuluşu temin edecek olan fikirlerdir.
1919

Aziz ve mübarek vatanımızı kurtarmak için bütün aydınların, herkesin hazır olması lâzımdır. İstanbul'a gitmeyeceğiz. Anadolu, en büyük hazinedir. Vatanın sinesinde kurtuluş çarelerini beraberce ölünceye kadar aramaya, temin etmeye çalışacağız.
1919

Bazı arkadaşların yoksulluk içinde bu büyük dâvanın başarılamayacağını zannederek, memleketlerine dönmek arzusunda olduklarını duydum. Arkadaşlar! Ben sizleri bu millî dâvaya silâh zoruyla davet etmedim, görüyorsunuz ki sizi burada tutmak için de silâhım yoktur. Dilediğiniz gibi memleketlerinize dönebilirsiniz. Fakat şunu biliniz ki, bütün arkadaşlarım beni yalnız bırakıp gitseler, ben bu Meclis-i Âli'de tek başıma kalsam da, mücadeleye ahdettim. Düşman adım adım her tarafı işgal ederek Ankara'ya kadar gelecek olursa, ben bir elime silâhımı, bir elime de Türk bayrağını alıp Elma Dağı'na çıkacağım. Burada tek başıma son kurşunuma kadar düşmanla çarpışacağım. Sonra da bu mukaddes bayrağı göğsüme sarıp şehit olacağım. Bu bayrak kanımı sindire sindire emerken, ben de milletim uğruna hayata veda edeceğim. Huzurunuzda buna and içiyorum.
1920

Millî müdafaamızı; düşmanların bayrakları, babalarımızın ocakları üstünden çekilinceye kadar terkedemeyiz. İstanbul mabedleri etrafında düşman askerleri gezdikçe, öz vatan toprakları üstünden yabancı adamların ayakları çekilmedikçe biz mücadelemize devam etmeye mecburuz. Kendi hükûmetimizin idaresi altında bedbaht ve fakir yaşamak, yabancı esareti bahasına nail olacağımız huzur ve mutluluktan bin kere üstündür.
1920

Osmanlı Devleti'nin temelleri çökmüş, ömrü tamam olmuştu. Osmanlı memleketleri tamamen parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türk'ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son mesele bunun da taksimini teminle uğraşılmaktan ibaretti. Osmanlı Devleti, onun bağımsızlığı, padişah, halife, hükûmet, bunlar hepsi anlamı kalmamış birtakım mânasız sözlerden ibarettir. O halde ciddi ve hakiki karar ne olabilirdi?
1927

Bu vaziyet karşısında bir tek karar vardı. O da millî egemenliğe dayanan, kayıtsız ve şartsız müstakil yeni bir Türk Devleti tesis etmek!
1927

İşte, daha İstanbul'dan çıkmadan evvel düşündüğümüz ve Samsun'da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamaya başladığımız karar, bu karar olmuştur.
1927

Harcici siyasetimizde başka bir devletin hukukuna tecavüz yoktur. Ancak, hakkımızı, hayatımızı, memleketimizi, namusumuzu müdafaa ediyoruz ve edeceğiz. Şimdiki medeniyetin devletler arası münasebetlerde ortaya attığı ve en yüce, temiz emel ve düşüncelerin bir özeti demek olan "her milletin kendi mukadderatına kendisinin hâkim olması" hakkını biz yeryüzünde yaşayan milletlerin hepsi için tanıyoruz, bizim de bu hakkımızın kayıtsız şartsız talebimizi tanımamak yüzünden akan ve akacak olan kanların mesuliyeti şüphesiz sebep olanlara aittir. Bizi, millî davamızı takipten yıldıracak hiçbir vasıta, hiçbir kuvvet düşünülmüş değildir. Millî davamız, bizim hayatımızdır. Hayatına suikast edilen en zayıf yaratıkların bile bu isteğe karşı isyan ve nefretle son nefese kadar kendisini müdaafaya çalışmasından daha tabii bir şey yoktur.
1921

Bizi imha etmek görüşü karşısında mevcudiyetimizi silahla muhafaza ve müdafaa etmek pek tabiîdir. Bundan daha tabiî ve daha meşru bir hareket olamaz.
1921

Düşmanın mükemmel ve kuvvetli ordularını mağlup etmek için kendimizde bulduğumuz kuvvet ve kudret, dâvamızın meşruluğundandır. Gerçekten, biz millî hududumuz dahilinde hür ve müstakil yaşamaktan başka bir şey istemiyoruz. Biz Avrupa'nın diğer milletlerinden esirgenmeyen, haklarımıza tecavüz edilmemesini istiyoruz.
1921

Biz bir amaç takibediyoruz. Bu amacımız öteden beri muhtelif vesilelerle ifade edilmiştir. Ben şimdi de onu tekrar ediyorum: Milletin, devletin bağımsızlığını muhafaza etmek. Bunun içinde namus ve şeref tamamen yer alacaktır. Müstakil olarak milletimizin muayyen hudutlar dâhilindeki tamamiyetini muhafaza etmektir. Bunun için muharebe ediyoruz. Efendiler; memleketimizin ellide biri değil, her tarafı tahribedilse, her tarafı ateşler içinde bırakılsa, biz bu topraklar üstünde bir tepeye çıkacağız ve oradan savunma ile meşgul olacağız. Bundan dolayı iki karış yer işgal edilmiş, üç beş köy tahrip edilmiş diye burada feryada lüzum yoktur. Ben size açık söyliyeyim; efendiler bazı yerler işgal edilmiştir bunun üç misli daha işgal edilmiş olunabilir. Fakat bu işgal hiçbir vakitte bizim imanımızı sarsmayacaktır.
1920

Millî mücadeleyi yapan, doğrudan doğruya milletin kendisidir, milletin evlâtlarıdır. Millet, analarıyla, babalarıyla, hemşireleriyle mücadeleyi kendisine ülkü edindi. Millî mücadelede şahsî hırs değil, millî ülkü, milli izzetinefis hakiki etken olmuştur.
1925

Ben, memleket ve milleti düştüğü felâketten çıkarabileceğim inancıyla Anadolu'ya geçtiğim ve amacın gerektirdiği teşebbüslere giriştiğim zaman cebimde, emrimde beş para olmadığını söyleyebilirim. Fakat parasızlık benim milletle beraber atmaya muvaffak olduğum hedefe yönelmiş adımları durdurmaya değil, zerre kadar azaltmaya dahi sebep teşkil edememiştir. Yürüdük, muvaffak olduk, yürüdükçe, muvaffak oldukça maddi güçlükler kendiliğinden ortadan kalktı.
1926

Türk Milleti, kendisi için, kendi geleceği ve kurtuluşu için çalışan müteşebbisleri, heyetleri güçlükler karşısında bırakmayacak kadar yüksek vatanseverlik ve yüksek şeref hisleriyle donanmıştır.
1926

Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça, terk olunamaz. Onun için küçük, büyük her cüzütamı, bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük, büyük her cüzütam ilk durabildiği noktada, tekrar düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki cüzütamın çekilmeye mecbur olduğunu gören cüzütamlar, ona tabi olamaz. Bulunduğu mevzide nihayete kadar sebat ve mukavemete mecburdur.
Nisan 1922

Vatan mutlaka selâmet bulacak, millet mutlaka mutlu olacaktır. Çünkü kendi selâmetini, kendi saadetini memleketin ve milletin saadeti ve selâmeti için feda edebilen vatan evlâtları çoktur.
Nisan 1922

Birinci İnönü Meydan Muharebesi, inkılâp tarihimizin çok mühim, çok verimli bir sayfasıdır. Gelecek nesiller ve bütün dünya bu sayfayı araştırıp inceledikçe Türk inkılâbını yapan bugünkü Türk ordusunu ve bu orduyu bağrından çıkaran bugünkü Türk Topluluğunu, elbette saygı ile anacak ve takdir edecektir.
1925

Birinci İnönü, muharebe meydanının ufuklarında yükselen zafer güneşi, Türk milletinin yüksek fazilet ve mâneviyatının belirtisidir. Bu doğuş karşısında büyük bozgunlar oldu...
1925

Birinci İnönü Zaferi, İkinci İnönü Zaferinin, Sakarya büyük kanlı savaşının ve en nihayet Türk vatanının; Türk bağımsızlığının ilk zafer müjdecisi olmuştur. Bu sebeple Birinci İnönü Meydan muharebesini kazanan Türk ordusunun bütün mensupları, dünya tarihinde unutulmaz şanlı bir menkibe sahibi olarak ebediyen yaşayacaklardır.
1925

Türkiye Büyük Millet Meclisi ordusunun Sakaryada kazanmış olduğu meydan muharebesi pek büyük bir meydan muharebesidir. Harb tarihinde benzeri belki olmıyan bir meydan muharebesidir. Büyük meydan muharebelerinden biri olan Mukden Meydan Muharebesi dahi yirmibir gün devam etmemiştir.
1921

Subaylarımızın kahramanlıkları hakkında söyliyecek söz bulamam, yalnız ifadede isabet edebilmek için diyebilirim ki, bu muharebe subay muharebesi olmuştur. Bu sebeple subay arkadaşlarımın en ufak rütbelisinden en büyük rütbelisine kadar kıymet ve fedakârlıklarını bütün kalb ve vicdanımla ve takdirlerle yadeylerim. Fertlerimizi methüsenadan çok yüksek görürüm. Zaten bu milletin evlâdı başka türlü tasavvur edilemez. Bu milletin evlâtlarının fedakârlıkları, kahramanlıkları için ölçü bulunamaz. Askerlerimiz hakkında yeni bir şey ilâve etmek isterim: Kahraman Türk askeri, Anadolu muharebelerinin mânasını anlamış, yeni bir ülkü ile muharebe etmiştir.
1921

Böyle evlâtlara ve böyle evlâtlardan mürekkep ordulara malik bir millet elbette hakkını ve bağımsızlığını bütün mânasiyle muhafaza etmeğe muvaffak olacaktır. Böyle bir milleti bağımsızlığından mahrum etmeğe kalkışmak hayal ile vakit geçirmektir.
1921

Afyonkarahisar-Dumlupınar meydan muharebesi ve onun son devresi olan 30 Ağustos Türk tarihinin en büyük bir dönüm noktasını teşkil eder. Milli tarihimiz çok büyük ve çok parlak zaferlerle doludur. Fakat Türk milletinin burada kazandığı zafer kadar keskin neticeli ve bütün tarihte, yalnız bizim tarihimizde değil, dünya tarihinde yeni yön vermekte kesin tesirli böyle bir meydan muharebesi hatırlamıyorum.
1924

Bu Anadolu zaferi tarih arasında, bir millet tarafından tamamen benimsenen bir fikrin ne kadar kadir ve ne kadar zinde bir kuvvet olduğunun en güzel bir misali olarak, kalacaktır.
1922

Biz, bu harekâtı, neticesini tamamen bilerek yaptık. Bütün bunlar belki bütün dünyaya hayret verecek niteliktedir. Onun için ordumuzun kudretini anlamayan ve anlamaktan âciz olanlar bu muazzam eseri beklenmedik bir tesadüf eseri gibi göstermek istiyorlar. Fakat; hiçbir vakit öyle değildir. Hareket bütün teferruatına kadar tamamen düşünülmüş, tespit olunmuş, hazırlanmış, idare edilmiş ve neticelendirilmiştir.
1922

Milletin mukadderatını doğrudan doğruya üzerine alarak karamsarlık yerine ümit, perişanlık yerine düzen, tereddüt yerine azim ve iman koyan ve yokluktan koskaca bir varlık çıkaran meclisimizin, yiğit ve kahraman ordularının başında bir asker sadakat ve itaatiyle emirlerinizi yerine getirmiş olduğumdan dolayı, bir insan kalbinin nadiren duyabileceği bir memnuniyet içindeyim. Kalbim bu sevinçle dolu olarak, pek aziz ve muhterem arkadaşlarımı, bütün dünyaya karşı temsil ettikleri hürriyet ve bağımsızlık fikrinin zaferinden dolayı tebrik ediyorum.
1922

Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Muharebesi ve ondan sonra düşman ordusunu tamamen imha veya esir eden ve kılıçtan kurtulanları Akdenize, Marmaraya döken harekâtımızı izah ve tavsif için söz söylemekten kendimi müstağni sayarım.
1927

Her safhasiyle düşünülmüş, hazırlanmış, idare edilmiş ve zaferle neticelendirilmiş olan bu harekât, Türk ordusunun, Türk subay ve kumanda heyetinin, yüksek kudret ve kahramanlığını tarihte bir daha tesbit eden muazzam bir eserdir.
1927

Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve bağımsızlık fikrinin ölmez âbidesidir. Bu eseri meydana getiren bir milletin evlâdı, bir ordunun Başkumandanı olduğumdan daima mesut ve bahtiyarım.
1927

30 Ağustos Bayramında tebrikleri kabul ederken:

Bu zaferi kazanan ben değilim. Bunu, asıl, tel örgüleri hiçe sayarak atlayan, savaş meydanında can veren, yaralanan, kendini esirgemeden düşmanın üzerine atılarak Akdeniz yolunu Türk süngülerine açan kahraman askerler kazanmıştır. Ne yazık ki onların herbirinin adını Kocatepe'nin sırtlarına yazmak mümkün değildir. Fakat hepsinin ortak bir adı vardır: Türk askeri... Tebriklerinizi onların namına kabul ediyorum!...
1928

Bütün arkadaşlarımın Anadolu'da daha başka meydan muharebeleri verileceğini gözönüne alarak ilerlemesini ve herkesin fikri güçlerini ve kahramanlık ve vatanseverlik kaynaklarını yarışırcasına göstermeye devam etmesini isterim.
1922

Ordular; ilk hedefiniz Akdenizdir. İleri!
1922

Türk kumandanları, kumanda etmesini, Türk askeri ölmesini bildi. Harbi kazanışımızın sırrı bundan ibarettir.
1922

Vatanın kurtuluşu, milletin görüş ve idaresi kendi alınyazısı üzerinde kayıtsız şartsız hâkim olduğu zaman başlamış ve ancak milletin vicdanından doğan ordularla olumlu ve kesin neticelere ermiş.
1922

Memleketimizi hiçbir hak ve adalete dayanmayarak çiğnemek ve çiğnetmek teşebbüsü, muzaffer ordumuzun fedakârane ve cansiperane gayretiyle lâyık olduğu başarısızlığa uğratılmış ve milletimiz, tarihin nadir kaydettiği bir zafer kazanarak sevgili yurdumuzu kurtarmıştır.
1923

Şunu bir gerçek olarak biliniz ki, şeref hiçbir vakit bir adamın değil, bütün milletindir. Eğer yapılan işler mühimse, gösterilen muvaffakiyetler belli ise, inkılâplar dikkati çekici ise her fert kendini tebrik etmelidir. Çünkü böyle büyük şeyleri ancak çok kabiliyetli olan büyük milletler yapabilir ve bu milletin her ferdi, böyle en kabiliyetli ve büyük bir millete mensup olduğunu düşünerek kendini tebrik etsin.
1923

Bütün bu muvaffakiyet yalnız benim eserim değildir ve olamaz. Bütün muvaffakiyet, bütün milletin azim ve imanıyla çalışmasını birleştirmesi neticesidir. Kahraman milletimizin ve seçkin ordumuzun kazandığı başarı ve zaferlerdir.
1928

Kahraman Türk ordularının kazandıkları büyük zaferlerde şahsıma düşmüş olan vazifeleri yapabilmişsem çok bahtiyarım. Yalnız bu noktada bir gerçeği açıklamak için söyliyeyim ki; benim, ordularımızı yönelttiğim hedefler, esasen ordularımın her erinin, bütün subaylarının ve kumandanlarının görüşlerinin, vicdanlarının, azimlerinin, ülkülerinin yönelmiş olduğu hedefler idi.
1928

Her safhası vatan için, evlâtlarımızın torunları için şerefli hâdiselerle dolu büyük bir kahramanlık menkıbesi teşkil eden Anadolu muharebelerinin heyecan veren tafsilâtını tarihin diline terkediyorum. Millet; milletin ruh sanatı, musikisi, edebiyatı ve bütün estetiği, bu kutsal mücadelenin ilâhî nağmelerini sonsuz bir vatan aşkının coşkun heyecanlarıyla daima şakımalıdır.
1923

Geçirdiğimiz buhranlı günlerin şerefli kahramanlarını hep beraber kutlayalım. Onlar arasında muharebe meydanlarında düşman silâhiyle göğüsleri delinmiş bahtiyarlar olduğu gibi yangınlarda, ateşlerde yakılmış bedbaht çocuklar, kadınlar ve ihtiyarlar vardır. Onlar arasında namuslarına tecavüz edilmiş, ebediyen ağlamağa mahkûm genç kızlar da vardır. Onlar arasında yurtlarını kaybetmiş aileler, evlatlarını gömmüş analar vardır ve yine onlar arasında muharebedeki namus vazifesini şerefle yaparak bugün memleketlerine dönmüş gaziler vardır. Onlardan şehitlik şarabını içmiş olanların ruhlarına fatihalar sunalım.
1923
__________________

ARAMASIN GÖZLER O ŞİMDİ ASKER!..
HAKAN is offline  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsored Links
Eski 11-19-2007, 00:21   #12 (permalink)
HAKAN
PhotoshopUzmanı Kurucusu
 
HAKAN - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Feb 2007
Bulunduğu Yer: C:\Program Files\Adobe\Adobe Photoshop CS2
Yaş: 23
Mesajlar: 5.323
Teşekkür Et: 170
Thanked 2.099 Times in 926 Posts
Resimler: 38
Tecrübe Puanı: 10 HAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant future
HAKAN - MSN üzerinden Mesaj gönder
Ce: Atatürk Diyor ki...

Hangi Istiklal Vardir Ki?

SENDEN SONRA, YİNE AYNI YERE DÖNDÜK ATAM,
HER NE OLURSA OLSUN BİZİ AB , BATI ADAM EDER DİYENLER,
AB YE ŞEREFLİ Mİ, ONURLUMU GİRSEK DİYENLER,
YENİDEN TÜREDİLER


Efendiler,
Avrupa’nın bütün ilerlemesine yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlanadurmuştur. Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre uygun yapmak, yürümek, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Halbuki, hangi istiklal vardır ki ecnebilerin nasihatiyle, ecnebilerin planlarıyla yükseltilebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir. Tarihte, böyle bir olay yaratmaya kalkışanlar, zehirli sonuçlarla karşılaşmışlardır. İşte Türkiye de, bu yanlış zihniyetle sakat olan bazı yöneticiler yüzünden, her saat, her gün, her yüzyıl, biraz daha çok gerilemiş, daha çok düşmüştür.
Hepiniz bilirsiniz ki, Avrupa’nın en önemli devletleri, Türkiye’nin zararıyla, Türkiye’nin gerilemesiyle ortaya çıkmışlardır. Bugün bütün dünyayı etkileyen, milletimizin hayatını ve ülkemizi tehdit altında bulunduran, en güçlü gelişmeler, Türkiye’nin zararıyla gerçekleşmiştir. Eğer güçlü bir Türkiye varlığını sürdürseydi, denebilir ki İngiltere’nin bugünkü siyaseti var olmayacaktı. Türkiye, Viyana’dan sonra Peşte ve Belgrat’ta yenilmeseydi, Avusturya/Macaristan siyasetinin sözü edilmeyecekti. Fransa, İtalya, Almanya da, aynı kaynaktan esinlenerek hayat ve siyasetlerini geliştirmişler ve güçlendirmişlerdir.
Bir şeyin zararıyla, bir şeyin yok olmasıyla yükselen şeyler, elbette, o şeylerden zarar görmüş olanı alçaltır. Gerçekten de Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve uygarlaşmasına karşılık, Türkiye gerilemiş, düştükçe düşmüştür. Türkiye’yi yok etmeye girişenler, Türkiye’nin ortadan kaldırılmasında çıkar ve hayat görenler, zararlı olmaktan çıkmışlar, aralarında çıkarları paylaşarak, birleşmiş ve ittifak etmişlerdir. Ve bunun sonucu olarak, birçok zekâlar, duygular, düşünceler, Türkiye’nin yok edilmesi noktasında yoğunlaştırılmıştır. Ve bu yoğunlaşma, yüzyıllar geçtikçe oluşan kuşaklarda, adeta tahrip edici bir gelenek biçimine dönüşmüştür. Ve bu geleneğin, Türkiye’nin hayatına ve varlığına aralıksız uygulanması sonucunda, nihayet Türkiye’yi ıslah etmek, Türkiye’yi uygarlaştırmak gibi birtakım bahanelerle, Türkiye’nin iç hayatına, iç yönetimine işlemiş ve sızmışlardır. Böyle elverişli bir zemin hazırlamak güç ve kuvvetini elde etmişlerdir.
Bu düşüş, bu alçalış, yalnız maddi şeylerde olsaydı, hiçbir önemi yoktu. Ne yazık ki Türkiye ve Türk halkı, ahlâk bakımından da düşüyor. Durum incelenirse görülür ki, Türkiye Doğu maneviyatıyla sona eren bir yol üzerinde bulunuyordu. Doğu’yla Batı’nın birleştiği yerde bulunduğumuz, Batı’ya yaklaştığımızı zannettiğimiz takdirde, asıl mayamız olan Doğu maneviyatından tamamıyla soyutlanıyoruz. Hiç şüphesizdir ki bundan, bu büyük memleketi, bu milleti, çöküntü ve yok olma çıkmazına itmekten başka, bir sonuç beklenemez.Bu düşüşün çıkış noktası korkuyla, aczle başlamıştır.
Türkiye’nin, Türk halkının nasılsa başına geçmiş olan birtakım insanlar, galip düşmanlar karşısında, susmaya mahkûmmuş gibi, Türkiye’yi âtıl ve çekingen bir halde tutuyorlardı. Memleketin ve milletin çıkarlarının gerektiğini yapmakta korkak ve mütereddit idiler. Türkiye’de fikir adamları, âdetâ kendi kendilerine hakaret ediyorlardı. Diyorlardı ki: ‘Biz adam değiliz ve olamayız. Kendi kendimize adam olmamıza ihtimal yoktur.’ Bizim canımızı, tarihimizi, varlığımızı bize düşman olan, düşman olduğundan hiç şüphe edilmeyen Avrupalılara, kayıtsız şartsız bırakmak istiyorlardı. ‘Onlar bizi idare etsin’ diyorlardı.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk / 6 Mart 1922 / TBMM
__________________

ARAMASIN GÖZLER O ŞİMDİ ASKER!..
HAKAN is offline  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 11-19-2007, 00:22   #13 (permalink)
HAKAN
PhotoshopUzmanı Kurucusu
 
HAKAN - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Feb 2007
Bulunduğu Yer: C:\Program Files\Adobe\Adobe Photoshop CS2
Yaş: 23
Mesajlar: 5.323
Teşekkür Et: 170
Thanked 2.099 Times in 926 Posts
Resimler: 38
Tecrübe Puanı: 10 HAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant future
HAKAN - MSN üzerinden Mesaj gönder
Ce: Atatürk Diyor ki...

Mustafa Kemal'in Bilerek Görmezden Gelinen Türkçülükle Ilgili Sözleri

--"Ben her seyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle öleceğim. Türk birliğinin, bir gün hakikat olacagina inancim vardir. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyalari içinde kapayacağim. Türk birligine inaniyorum, onu görüyorum. Yarinin tarihi, yeni fasillarini Türk birliğiyle açacaktir. Dünya sükununu bu fasillar içinde bulacaktir. Türk'ün varligi bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, günes ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek." Atatürk TÜRK KIMDIR?

--"Bu memleket, dünyanin beklemedigi, asla ümit etmedigi bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik, en asagi bir Türk besigidir. Besik tabiatin rüzgarlariyla sallandi. Besigin içindeki çocuk tabiatin yagmurlariyla yikandi. O çocuk tabiatin simseklerinden, yildirimlarindan, kasirgalarindan evvela, korkar gibi oldu; sonra onlara alisti; onlari tabiatin babasi tanidi onlarin oglu oldu. Bir gün o tabiat çocugu tabiat oldu; simsek, yildirim, günes oldu; Türk oldu. Türk budur. Yildirimdir. Kasirgadir, dünyayi aydinlatan günestir. " Atatürk

--"Tanri nasip eder, ömrüm vefa ederse; Musul, Kerkük ve Adalari geri alacagim. Selanik de dahil Bati Trakya'yi Türkiye hudutlari içine katacagim ! Atatürk ( "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" sözünü saptiranlara ithaf olunur)

--"Istanbul'da çikan bir gazeteyi Kasgar'da ki Türk de anlayacaktir." Atatürk

--"Türkiye Türklerindir." Atatürk

--"Kanini tasiyandan baskasina inanma!" Atatürk

--"Dünya yüzünde, Türkten daha büyük,ondan daha eski, ondan daha temiz bir millet yoktur ve bütün insanlik tarihinde görülmemistir." Atatürk

--"Birgün, ressamlar Türk'ün simasini kaybederlerse, yildirimi alsinlar, yapiversinler." Atatürk

--""Milli benligini bulamayan milletler baska milletlerin avi olacaklardir." Atatürk

--"Türk'lerin yasadiklari her yer misak-i milli hudutlari içindedir." Atatürk

--"Hayattaki yegane üstünlügüm, Türk dogmaktir! Muhterem milletime sunu tavsiye ederim ki; sinesinde yetistirerek basinin üstüne kadar çikaracagi adamlarin kanindaki, vicdanindaki cevher-i asli'yi çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin." Atatürk (Oysa Türkiye'yi, 1938'den bugüne kadar geçen 67 yilllik süreçte kan ve vicdan itibariyla tek bir Türk yönetmemistir!)

--"Biz dogrudan dogruya millet severiz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanagi Türk toplulugudur. Bu toplulugun fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluga dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur." Atatürk

--"Beni olaganüstü bir kisi olarak yorumlamayiniz. Dogusumdaki tek olaganüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir." Atatürk

--"Türk budur: Yildirimdir, kasirgadir, dünyayi aydinlatan günestir." Atatürk

--"Eger bende bazi fevkaladelikler görüyör, buluyorsaniz bunlari sadece ve yanliz Türk olmama, Türklügüme baglayiniz." Atatürk

--""Ülkeniz sizindir, Türklerindir. Bu ülke, tarihte Türk tü bugün de Türk tür ve sonsuza dek Türk olarak yasayakcaktir." Atatürk

--"Yetisecek çocuklarimiza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel, herseyden evvel Türkiye'nin istikbaline, kendi benligine, millî an'anelerine düsman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu ögretilmelidir." Atatürk

--"Türk aydinlarinin kendi kendisini bilmemesinden ve baska milletlerde su veya bu sebeple üstünlük oldugunu sanarak, kendini onlardan asagi görmesinden dogmaktadir. Bu yanlis görüse son vermek için Türklügümüzü bütün asaleti ve tarihi ile tanimak ve tanitmak sarttir." Atatürk

--"Türkiye bir maymun degildir ve hiç bir milleti de taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlasacak, ne de Batililasacaktir; o sadece özlesecektir."

--""Yüksek Türk! Senin için yüksekligin hududu yoktur. Iste parola budur." Atatürk

--"Türk çocugu ecdadini tanidikça daha büyük isler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktir." Atatürk

--"Tas kirilir, Tunç erir, ama Türklük ebedidir" Atatürk

--"Türk aleminin en büyük düsmani komünizmdir. Her görüldügü yerde ezilmelidir." Atatürk

--"Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri de dildir. Türk milletindenim diyen insan, her seyden önce ve kesinlikle Türkçe konusmalidir. Türkçe konusmayan bir insan Türk kültürüne, topluguna bagliligini iddia ederse buna inanmak dogru olmaz." Atatürk (Bölücü etniklerin, anadilde egitim ve yayin istemlerine çanak tutan sözde Atatürkçüler bu sözü iyi ögrensin!)

--"Millet sevgisi kadar büyük sevgi yoktur. Kurtulus Savasi'nda benim de milletime ettigim birtakim hizmetler olmustur zannederim. Fakat, bunlardan, hiçbirini kendime maletmedim. Yapilanin hepsi milletin eseridir dedim. Aranacak olursa dogrusu da budur. Mazide sayisiz medeniyet kurmus bir irkin ve milletin çocuklari oldugumuzu ispat etmek için, yapmamiz lazim gelen seylerin hepsini yaptigimizi ileri süremeyiz. Bugüne ve yarina birakilmis daha birçok büyük islerimiz vardir. Ilmi arastirmalar da bunlar arasindadir. Benim arkadaslarima tavsiyem sudur: Sahsiniz için degil fakat mensup oldugumuz millet için elbirligi ile çalisalim. Çalismalarin en büyügü budur." Atatürk

--"Büyük devletler kuran ecdadimiz, büyük ve sümullü medeniyetlere de sahip olmustur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüge ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur." Atatürk

--"Asla süphem yoktur ki, Türklügün unutulmus büyük medeni özelligi ve büyük medeni kabiliyeti bundan sonraki gelismesi ile gelecegin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir günes gibi dogacaktir." Atatürk

--"Yeni Türk yazisi, Türk'ün yaradilistan gelen zeka ve kabiliyetini gelistirebileceginden yeni yazimizi tarlalarinda çalisan çiftçilerimize, sürüleri basinda daglarda dolasan çobanlarimiza kadar en az bir zamanda yaymaya çalismak hepimizin vicdan ve milli haysiyet borcudur." Atatürk

--"Kanini tasiyandan baskasina inanma!" Atatürk

--"Milletleri yükselten bu hususa bir amil daha ilave edelim; Milletlerin kalbinde intikam hissi olmali. Bu alelade bir intikam degil, hayatina, istikbaline, refahina düsman olanlarin zararlarini dermeyi hedef tutan bir intikamdir." Atatürk

--"Bütün dünya bilmeli ki; karsimizda böyle bir düsman oldukça onu affetmek elimizden gelmez ve gelmeyecektir. Düsmana merhamet, aciz ve zaaftir; bu insaniyet göstermek degil, insanlik hassasinin yok oldugunu ilan eylemektir." Atatürk

--""Yurttaslarim! Az zamanda çok ve büyük isler yaptik. Bu islerin en büyügü, temeli Türk kahramanligi ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti'dir." Atatürk

--"Türk Milletinin karakteri yüksektir, Türk Milleti çaliskandir, Türk Milleti zekidir." Atatürk

--"Su anda, büyük Türk Milletinin bir ferdi olarak, bu kutlu güne kavusmanin, en derin sevinci ve heyacani içindeyim." Atatürk

--"Türk, Türk oldugu için asildir. çogumuz, büyük babamizin babasini hatirlamayiz. Bütün soy gururumuzu, Türk olmanin içinde buluruz." Atatürk

--"Türklük, benim en derin güven kaynagim, en engin övünç dayanagimdir" Atatürk

--" Mensup oldugum Türk milletinin san ve serefi varsa, benim de bir ferdi olmak sifatiyla sanim ve serefim vardir." Atatürk

--"Türk Milleti yüzyillardan beri hür ve müstakil yasamis ve istiklâli yasamak için sart saymis bir kavmin kahraman evlatlarindan ibarettir. Bu millet istiklalsiz yasamamistir, yasayamaz ve yasamayacaktir." Atatürk

Onuncu Yil Nutku'ndan


--"Az zamanda çok büyük isler yaptik. Bu islerin en büyügü, temeli Türk kahramanligi ve yüksek Türk kültürü olan, Türkiye Cumhuriyetidir." Atatürk

--""Bundaki muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun degerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkârane yürümesine borçluyuz." Atatürk

--"Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çaliskandir, Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmistir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte oldugu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasinda tuttugu mesale, müspet ilimdir." Atatürk

--"Asla süphem yoktur ki, Türklügün unutulmus medeni vasfi ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkisafi ile âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir günes gibi dogacaktir. " Atatürk

--"Bana, insanlar üstünde bir dogus yüklemeye kalkismayiniz. Dogusumdaki tek olaganüstülük, Türk olarak dünyaya gelmemdir." Atatürk

--"Türklük, benim en derin güven kaynagim, en engin övünç dayanagimdir." Atatürk

--"Ulusal varligimiza düsman olanlarla dost olmayalim. Böylelerine karsi...'Türk'üm ve düsmanim sana, kalsam da bir kisi!' diyelim." Atatürk

--""Evvela, millete tarihini, asil bir millete mensup bulundugunu, bütün medeniyetlerin anasi olan ileri bir milletin çocuklari oldugunu göstermeliyiz." Atatürk

--"TÜRK çetin isler basarmak için yaratilmistir!" Atatürk

--"Muhtaç oldugun kudret damarlarindaki ASIL kanda mevcuttur!" Atatürk

--"Bir Türk, cihana bedeldir!" Atatürk
__________________

ARAMASIN GÖZLER O ŞİMDİ ASKER!..
HAKAN is offline  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 11-19-2007, 00:22   #14 (permalink)
HAKAN
PhotoshopUzmanı Kurucusu
 
HAKAN - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Feb 2007
Bulunduğu Yer: C:\Program Files\Adobe\Adobe Photoshop CS2
Yaş: 23
Mesajlar: 5.323
Teşekkür Et: 170
Thanked 2.099 Times in 926 Posts
Resimler: 38
Tecrübe Puanı: 10 HAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant future
HAKAN - MSN üzerinden Mesaj gönder
Ce: Atatürk Diyor ki...

Köylü milletin efendisidir

Mustafa Kemal Atatürk

“Köylü milletin efendisidir!”

Türkiye’nin sahibi ve efendisi kimdir? Bunun cevabını derhal birlikte verelim: Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi , gerçek üretici olan köylüdür. O halde, herkesten çok refah, saadet ve servete layık olan köylüdür. Binaenaleyh, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin iktisadi siyaseti, bu temel hedefi gerçekleştirmektir.
Efendiler! Diyebilirim ki bugünkü felaket ve sefaletin tek nedeni bu gerçeğin gafili bulunmuş olmamızdır. Filhakika; yedi asırdan beri dünyanın çeşitli bölgelerine sevk ederek, kanlarını akıttığımız, kemiklerini topraklarında bıraktığımız ve yedi asırdan beri emeklerini ellerinden alıp israf eylediğimiz ve buna mukabil daima horlayarak karşılık verdiğimiz ve bunca fedakarlık ve ihsanlarına karşı nankörlük, küstahlık, zorbalıkla uşak derecesine indirmek istediğimiz bu asli sahibin huzurunda bugün büyük utanç ve saygı ile gerçek duruşumuzu alalım. Efendiler! Milletimiz çiftçidir. Milletin çiftçilikteki mesaisini çağdaş iktisadi tedbirler ile azami ölçüye ulaştırmalıyız. Köylünün mesaisinin sonuçlarını ve faydalarını kendi menfaati lehine azami ölçüye vardırmak iktisadi siyasetimizin esas ruhudur. Binaenaleyh; bir taraftan çiftçinin mesaisini artıracak ve verimli kılacak malumat, vesait ve teknolojinin kullanımı ve diğer taraftan onun mesaisinin sonuçlarından azami istifadesini temin eyleyecek iktisadi tedbirlerin alınmasına çalışmak lazımdır. Şimdiye kadar mevcut olan yolsuzluk, çağdaş nakliye araçlarının yokluğu, mübadele usullerinin çiftçi aleyhine olması ve hükümet kanunlarının çiftçiyi koruyamaması gibi engellerin kaldırılması lazımdır. Bu noktada bilhassa tarım ürünlerimizi benzer ecnebi ürünlere karşı korumaya engel olmakla milletimizi bugünkü iktisadi sefalete mahkum eden mülga(kaldırılan) kapitülasyonların acıklı durumunu hatırlatmadan geçemem. Malumunuzdur ki, memleketimiz iktisadi teşkilat ve muhit itibariyle kuvvetli bir halde bulunmuyordu. Özel iktisadi sermaye de serbest rekabete dayanabilecek dereceye erişememişti. Tanzimatın açtığı serbest ticaret devri Avrupa rekabetine karşı kendini koruyamayan iktisadiyatımızı bir de iktisadi kapitülasyon zinciriyle bağladı. Teşkilat ve özel sermaye açısından iktisat sahasında bizden çok kuvvetli olanlar memleketimizde, bir de fazla olarak, imtiyazlı mevkide bulunuyorlardı. Temettü (kar) vergisi vermiyorlardı. Gümrüklerimizi ellerinde tutuyorlardı. İstedikleri zaman istedikleri eşyayı, istedikleri şeriat tahtında memleketimize sokuyorlardı. Bütün iktisat alanlarımızda bu sayede mutlak hakim olmuşlardı.
Efendiler! Bize karşı yapılan rekabet hakikaten çok gayrimeşru, hakikaten çok kahir(zorlayıcı, yok edici) idi. Rakiplerimiz bu suretle gelişmeye müsait sanayiimizi de mahvettiler. Tarımımızı de zarara uğrattılar, yıktılar. İktisadi ve mali gelişmemizin ve ilerlememizin önüne geçtiler.
Efendiler! Artık serbest ve müstakil bir hayata atılan Türkiye için, iktisadi hayatı boğmakta olan kapitülasyonlar mevcut değildir. Ve olamaz. İktisadi hayatımızın belirlenmiş hedeflere yönelmesi ve süratle ilerleme ve gelişmesi için kabul edilecek tedbirler arasında memleketimizde Avrupa rekabeti yüzünden mahvedilmiş ve şimdiye kadar ihmal edilegelmiş tarımsal sanayiimizi geliştirme ve çağdaş iktisadi araçlarla ile teçhiz etmeyi öncelikli olarak ele alacağız. Gerek ziraat ve gerek memleketin servet ve sağlık açısından önemi tartışmasız olan ormanlarımızı da çağdaş tedbirler ile güzelleştirmek, genişletmek ve en yüksek verimi elde etmek esas ilkelerimizdendir. İktisadi siyasetimizin önemli amaçlarından biri de genel çıkarları doğrudan doğruya alakadar olacak kurumlar ve iktisadi teşebbüsleri mali gücümüz ve fenniyemizin müsaadesi ölçüsünde devletleştirmedir.
...
Mali kuvvetimiz bugüne kadar olduğu gibi, dışarıdan borç almaksızın, fakirane olmakla beraber memleketi idare edecek ve hedeflerine ulaşacaktır.
Efendiler! Bugünkü kutsal savaşımızın amacı tam bağımsızlıktır. Tam bağımsızlık ise ancak mali bağımsızlık ile mümkündür. Bir devletin maliyesi bağımsızlıktan mahrum olunca o devletin bütün hayati alanlarında bağımsızlık felçlidir. Çünkü her devlet ancak mali kuvvetle yaşar. Mali bağımsızlığın korunması için ilk şart, bütçenin iktisadi bünye ile denk ve birbirine uygun olmasıdır. Binaenaleyh; devlet yapısını yaşatmak için dışarıya müracaat etmeksizin memleketin gelir kaynaklarıyla idare temini, çare ve tedbirlerini bulmak lazım ve mümkündür.

TBMM Üçüncü Toplanma Yılı Açış Konuşmasından
(1 Mart 1922)
__________________

ARAMASIN GÖZLER O ŞİMDİ ASKER!..
HAKAN is offline  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 11-19-2007, 00:22   #15 (permalink)
HAKAN
PhotoshopUzmanı Kurucusu
 
HAKAN - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Feb 2007
Bulunduğu Yer: C:\Program Files\Adobe\Adobe Photoshop CS2
Yaş: 23
Mesajlar: 5.323
Teşekkür Et: 170
Thanked 2.099 Times in 926 Posts
Resimler: 38
Tecrübe Puanı: 10 HAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant future
HAKAN - MSN üzerinden Mesaj gönder
Ce: Atatürk Diyor ki...

Avrupa ve Türkiye

"... Hepiniz bilirsiniz ki, Avrupa'nin en önemli devletleri, Türkiye'nin zarariyla, Türkiye'nin gerilemesiyle ortaya çikmislardir. Bugün bütün
dünyayi etkileyen, milletimizin hayatini ve ülkemizi tehdit altinda bulunduran, en güçlü gelismeler, Türkiye'nin zarariyla gerçeklesmistir.
Eger güçlü bir Türkiye varligini sürdürseydi, denebilir ki
Ingiltere'nin bugünkü siyaseti var olmayacakti. Türkiye, Viyana'dan sonra Peste ve Belgrat'ta yenilmeseydi, Avusturya/Macaristan
siyasetinin sözü edilmeyecekti. Fransa, Italya, Almanya'da, ayni kaynaktan esinlenerek hayat ve siyasetlerini gelistirmisler ve
güçlendirmislerdir."
"... Bir seyin zarariyla, bir seyin yok olmasiyla yükselen seyler, elbette, o seylerden zarar görmüs olani alçaltir. Gerçekten de Avrupa'nin
bütün ilerlemesine, yükselmesine ve uygarlasmasina karsilik, Türkiye gerilemis,
düstükçe düsmüstür. Türkiye'yi yok etmeye girisenler, Türkiye'nin ortadan kaldirilmasinda çikar ve hayat görenler, zararli olmaktan
çikmislar, aralarinda çikarlari paylasarak, birlesmis ve ittifak etmislerdir. Ve bunun sonucu olarak, birçok zekalar, duygular, fikirler,
Türkiye'nin yok edilmesi noktasinda yogunlastirilmistir. Ve bu yogunlasma, yüzyillar geçtikçe olusan kusaklarda, adeta tahrip edici bir
gelenek biçimine dönüsmüstür. Ve bu
gelenegin, Türkiye'nin hayatina ve varligina araliksiz uygulanmasi sonucunda, nihayet Türkiye'yi islah etmek, Türkiye'yi uygarlastirmak
gibi birtakim bahanelerle, Türkiye'nin iç hayatina, iç yönetimine islemis ve sizmislardir. Böyle elverisli bir zemin hazirlamak güç ve kuvvetini
elde etmislerdir."
"...Oysa güç ve kuvvet, Türkiye'de ve Türkiye halkinda olan gelisme cevherine, zehirli ve yakici bir sivi katmistir. Bunun etkisi altinda kalarak,
milletin en çok da yöneticilerin zihinleri tamamen bozulmustur.
Artik durumu düzeltmek, hayat bulmak, insan olmak için, mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün isleri Avrupa'nin emellerine uygun yürütmek,
bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi birtakim zihniyetler ortaya çikti. Oysa hangi istiklal vardir ki yabancilarin nasihatlariyla, yabancilarin
planlariyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemistir. Tarihte, böyle bir olay yaratmaya kalkisanlar, zehirli sonuçlarla karsilasmislardir.
Iste Türkiye de, bu yanlis zihniyetle sakat olan bazi yöneticiler
yüzünden her saat, her gün, her yüzyil, biraz daha çok gerilemis, daha çok düsmüstür.
"...Bu düsüs, bu alçalis, yalniz maddi seylerde olsaydi, hiçbir önemi yoktu. Ne yazik ki Türkiye ve Türk halki, ahlak bakimindan da düsüyor.
Durum incelenirse görülür ki, Türkiye Dogu 'maneviyati' ile sona eren bir yol
üzerinde bulunuyordu. Dogu'yla Bati'nin birlestigi yerde bulundugumuz, Batiya yaklastigimizi zannettigimiz takdirde, asil mayamiz olan Dogu
maneviyatindan tamamiyla soyutlaniyoruz. Hiç süphesizdir ki bu büyük memleketi, bu milleti, çöküntü ve yok olma çikmazina itmekten baska
bir sonuç beklenemez bundan."
"... Bu düsüsün çikis noktasi korkuyla, aczle baslamistir. Türkiye'nin, Türk halkinin nasilsa basina geçmis olan birtakim insanlar, galip düsmanlar
karsisinda, susmaya mahkûmmus gibi, Türkiye'yi âtil ve çekingen
bir halde tutuyorlardi. Memleketin ve milletin çikarlarinin gerektigini yapmakta korkak ve mütereddit idiler. Türkiye'de fikir adamlari, adeta kendi
kendilerine hakaret ediyorlardi. Diyorlardi ki "Biz adam degiliz ve
olamayiz. Kendi kendimize adam olmamiza ihtimal yoktur." Bizim canimizi, tarihimizi, varligimizi bize düsman olan, düsman oldugundan hiç süphe
edilmeyen Avrupalilara, kayitsiz sartsiz birakmak istiyorlardi. 'Onlar bizi idare etsin' diyorlardi."
(Meclis konusmasindan.)
...Bilelim ki, ulusal benligini bilmeyen uluslar, baska uluslara yem olurlar.
Mustafa Kemal
__________________

ARAMASIN GÖZLER O ŞİMDİ ASKER!..
HAKAN is offline  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 11-19-2007, 00:22   #16 (permalink)
HAKAN
PhotoshopUzmanı Kurucusu
 
HAKAN - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Feb 2007
Bulunduğu Yer: C:\Program Files\Adobe\Adobe Photoshop CS2
Yaş: 23
Mesajlar: 5.323
Teşekkür Et: 170
Thanked 2.099 Times in 926 Posts
Resimler: 38
Tecrübe Puanı: 10 HAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant future
HAKAN - MSN üzerinden Mesaj gönder
Ce: Atatürk Diyor ki...

ATA'dan........

Ne mutlu "Türküm" diyene.

Tarih bir milletin kanını, varlığını hiçbir zaman inkâr edemez. Bizim görüşümüz ki halkçılıktır, kuvvetin, kudretin, egemenliğin, yönetimin doğrudan doğruya halka verilmesidir, halkın elinde bulundurulmasıdır. Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir.

"Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben yapabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. O halde ya istiklal ya ölüm!"

"Ulusal egemenliğimizin bir zerresini dahi vermeye yeltenenlerin kafalarını koparacağınızdan eminim."
(1923, Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri c.2, s. 71-72)

Geldikleri gibi giderler.

Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.

Bu millete çok şey öğretebildim ama onlara uşak olmayı bir türlü öğretemedim.

Yurtta sulh, cihanda sulh.

Sizlere saldırmanızı değil, ölmenizi emrediyorum.

Memleketin efendisi hakiki müstahsil olan köylüdür.

Doğruyu söylemekten korkmayınız.

Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.

Türkiye Cumhuriyeti mutlu, zengin ve muzaffer olacaktır.

Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.

Ordular, ilk hedefiniz Akdenizdir. İleri !

Büyük hedefimiz, milletimizi en yüksek medeniyet seviyesine ve refaha ulaştırmaktır.

Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür.

Süngülerle, silahlarla ve kanla kazandığımız askeri zaferlerden sonra, kültür, bilim, fen ve ekonomi alanlarında da zaferler kazanmaya devam edeceğiz.

Zafer "zafer benimdir" diyebilenin, muvaffakiyet, "muvaffak olacağım" diye başlayanın ve "muvaffak oldum" diyebilenindir.

Egemenlik verilmez, alınır.

Egemenlik, kayıtsız şartsız ulusundur.

Milleti kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.

Öğretmenler: Yeni nesiller sizlerin eseri olacaktır.

Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.

Türk Milleti bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı varolmalarının yegane koşulu olarak kabul etmiş cesur insanların torunlarıdır. Bu millet hiçbir zaman hür olmadan yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.

Biz Türkler tarih boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz.

Milletimiz davranışlarında ve gayretlerinde sarsılmaz bir bütünlük gösterdiği için başarılı olmuştur.
__________________

ARAMASIN GÖZLER O ŞİMDİ ASKER!..
HAKAN is offline  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 11-19-2007, 00:22   #17 (permalink)
HAKAN
PhotoshopUzmanı Kurucusu
 
HAKAN - ait Avatar
 
Üyelik Tarihi: Feb 2007
Bulunduğu Yer: C:\Program Files\Adobe\Adobe Photoshop CS2
Yaş: 23
Mesajlar: 5.323
Teşekkür Et: 170
Thanked 2.099 Times in 926 Posts
Resimler: 38
Tecrübe Puanı: 10 HAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant futureHAKAN has a brilliant future
HAKAN - MSN üzerinden Mesaj gönder
Ce: Atatürk Diyor ki...

Atatürk'ün Türk Dil Kurumu

ATATÜRKÜN TÜRK DİL KURUMU
(1932-1983)

Yazı devriminden sonra sıra dile gelmişti. 1928'den sonra, bir süre dil işleriyle uğraşacak yapının nasıl olması gerektiği tartışılmış, dahası Başbakan İnönü, Mecliste olası bir akademiden bile söz etmişti. Ancak Mustafa Kemal'in, dilde devrimi, siyasal iktidarların etkisinden uzak, bilim ve sanat insanlarının, halkın katılımcı olacağı bir dernek çatısı altında başarılabileceğine inanıyordu. Niçin bir akademi değil de, bir dernek kurulmasına öncü olmuştu? Bu sorunun yanıtını Ruşen Eşref Ünaydın, "Hatıralar" adlı kitabında veriyor.

"11 Temmuz 1932'de, Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Hazretlerinin davet iltifatlarını aldım. Akşamüzeri Çankaya'ya gittim. (...) Duvarları krem, döşemeleri de kahverenkli bu sade ve büyük salonun orta yerindeki masanın başında oturuyorlardı. O masanın etrafında Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti âzaları da vardı. O günlerde ilk tarih kongresi yeni bitmişti. (...) Yanılmıyorsam, o akşam orada bulunanlar şunlardı:

Âfet Hanım, Yusuf Akçura, Samih Rifat, Riyaseticumhur Kâtibi Hikmet, Yusuf Ziya, Hasan Cemil, Sadri Maksudi, Maarif Vekâleti Talim ve Terbiye Dairesi Reisi İhsan, Hamit Zübeyr, Hüseyin Namık Beyler, bir de Macarlı Profesör Zayti Ferenç.

Tarih konuşması bitmek üzere iken Gazi Hazretleri oradakilere sordular:
-Dil işlerini düşünecek zaman da gelmiştir. Ne dersiniz?

Maarif Vekâleti bütçesinden tahsisatı kesildiği 1931 Temmuzundan beri, eski Dil Encümeni artık çalışmıyordu. Harf inkılabının hızından doğan bu kaynağın yeni bir varlık göstermesi çok yerinde olacaktı. Onun için Reisicumhur Hazretlerinin yüksek düşüncesi sevinçle karşılandı. Gazi Hazretleri:

-Öyle ise Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti gibi bir de ona kardeş bir dil cemiyeti kuralım. Adı Türk Dili Tetkik Cemiyeti olsun, buyurdular." Atatürk, Dil İşlerini Düşünüyor

Ruşen Eşref, Atatürk'ün "Dil Cemiyeti"nin nasıl çalışacağını gösteren bir "resmi" eliyle çizdiğini belirttikten sonraki konuşmaları da aktarır:

"Reisicumhur Hazretleri:

-Yarın hükümete istida verip cemiyetin iznini almalı. Fakat bunun için daha önce bir reis, bir de umumi kâtip seçmeli. Ben her ikisini de burada aramızda görüyorum, dediler.

Eli ile Samih Rifat Beyi göstererek,

-Zatıâliniz bunun reisliğini alırsınız, buyurdular. Umumi Kâtipliğe de beni münasip gördüler.

-Şimdi iki âza için de iki arkadaş düşününüz, dediler. Samih Rifat Bey ve ben, bize çok şerefli bir iş emreden Reisicumhur Hazretlerinin yüksek teveccühüne teşekkür ettik. Âzalıklar için Yakup Kadri Bey ile Celal Sahir Beyi söyledim.

-Pekeyi, dediler.

Celal Sahir Bey veznedarlığa, Yakup Kadri Bey âzalığa seçildi. Cemiyetin ilk nizamnamesi olarak da Reisicumhur Hazretleri:

-Zannederim şimdilik Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti'nin nizamnamesini (tüzüğünü) alırsınız. Lazım gelen yerlerine cemiyetimizin adını ve gayesini yazarsınız. Yenisini sonra düşünürüz, dedi.

Böylece (...) Türk Dili Tetkik Cemiyeti de Gazi Mustafa Kemal'in başından doğdu."


TDK, Hemen Kuruluyor

Ruşen Eşref'in anılarından öğrendiğimize göre, yeni "cemiyetin" kuruluşu için Mustafa Kemal'in düşündüğü ve görevli kıldığı değerli kişiler hemen ertesi gün başvuru yapmak üzere Köşkten ayrılırlar. Ruşen Eşref'in anıları şöyle sürer:

"... ertesi gün saat 14.00'te Balkan Birliği Cemiyeti'nin İşhandaki bürosunda buluşmak üzere sözleştik. Bunu öteki iki arkadaşa da bildirdim. Toplaştık. Samih Rifat Beyle birlikte bir istida (dilekçe) hazırlamıştık. Ötekilere de okuduk. Nizamnameye konacak tabirler üzerinde kısa bir konuşmadan sonra istidayı daktilografiye ettirdik. İmzaladık. Dördümüz birlikte Dahiliye Vekâleti'ne (İçişleri Bakanlığı'na) götürdük. (...) Vekil Şükrü Kaya Bey Vekiller Heyeti'nde (Bakanlar Kurulunda) imiş. İstidayı Müsteşar Hilmi Beye verdik.

Ertesi günü izinname Emniyeti Umumiye Müdürlüğü'nden (Emniyet Genel Müdürlüğü'nden) gönderildi. Böylece Türk Dili Tetkik Cemiyeti'nin varlığı resmen 12 Temmuz 1932 olarak tescil edildi (onaylandı)."

Türk Dili Tetkik Cemiyeti'nin ilk belgesi olan "bu istida" (dilekçe) şöyledir:

" Dahiliye Vekâleti Celilesine (başkanlığına)

Muhterem efendim,

Türk dili hakkında tetkikat ve neşriyatta bulunmak (inceleme ve yayın yapmak) maksadiyle (amacıyla) ve merkezi Ankara'da Halkevi binasındaki dairede bulunmak üzere Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla ilmi (bilimsel) bir cemiyet (dernek) teşkil edilerek (oluşturularak) nizamnamesi merbutan takdim kılınmıştır (ilişikte sunulmuştur). Cemiyet İdare Heyeti âzaların (dernek yönetim kurulu üyelerinin) isimleri ve imzaları arizamızın (yüksek oruna sunulan dilekçemizin) altında yazılıdır. Cemiyetin mesul murahhası (derneğin sorumlu delegeleri) ve Umumi Kâtibi (genel yazmanı) Afyon Karahisar Mebusu Ruşen Eşref Beydir. İcabeden (gereken) resmi muamelenin (resmi işlemlerin) ifasına (yapılmasına) müsaade buyurulması (izin verilmesi) rica olunur efendim. Türk Dili Tetkik Cemiyeti Reisi
Çanakkale Mebusu
Samih Rifat
Umumi Kâtip Afyon Karahisar Mebusu Ruşen Eşref
Âza ve veznedar Zonguldak Mebusu Celal Sahir
Âza Manisa Mebusu Yakup Kadri"


Türk Dili Tetkik Cemiyeti Neler Yapacak?

Atatürk'ün yönlendirmesiyle 12 Temmuz 1932'de dernek kurulur, tüzüğünün ilk iki maddesinde, "Türkiye Cumhuriyeti Reisi Gazi Mustafa Kemal Hazretlerinin yüksek himayeleri altında ve Ankara şehrinde Türk Dili Tetkik Cemiyeti adlı ilmi bir cemiyet kurulmuştur" denilmekte, Milli Eğitim Bakanının bu derneğin onursal başkanı olacağı belirtilmektedir. Derneğin amacı ve çalışma yöntemleri de şöyle belirtilmiştir:

"3- Cemiyetin maksadı, Türk dilini tetkik ve elde edilen neticeleri neşir ve tamim etmektir.
4- Türk Dili Tetkik Cemiyeti, maksadına ermek için aşağıdaki vasıtaları kullanır:
A) Toplanıp ilmi müzakerelerde bulunmak,
B) Türk dilini kendi menşelerine, tekâmülüne ve ihtiyaçlarına göre tespit ve tedvin etmek,
C) Türk dilini tetkike yarayacak vesaik ve malzemeyi elde etmek, eski kitaplardan ve memleketin her mıntıkasındaki halk dilinden derlemeler yapmak ve yaptırmak,
D) Türk Dili Tetkik Cemiyeti mesaisinin semerelerini her türlü yollarda neşre çalışmak.
5- Cemiyetin maksadına hizmet edebilecek zatlar ve manevi şahıslar hangi milletten olursa olsun cemiyetin asli, fahri veya muhabir azalığına kabul olunabilirler.
6- Cemiyete girmek isteyenler azadan iki zatın teklifi ve Riyaset Heyetinin tasvip ve kararıyla kabul olunurlar."
Mustafa Kemal, derneğin kuruluşundan üç gün sonra Ruşen Eşref'i de yanına alarak Yalova'ya gitmek üzere trene biner, yolda hep dil işlerini konuşurlar. Kurulan derneğin hemen işe başlaması gerekmektedir.
İLK TÜRK DİLİ KURULTAYI

26 Eylül 1932'de toplanacak ilk Türk Dili Kurultayı için hazırlıklar başlar. Kadın erkek, her yurttaş bu kurultaya çağrılıdır. Kurultay büyük bir coşkuyla toplanır, derneğin çalışma konuları ve çalışacak kolları belirlenir. Dokuz gün süren kurultayın son gününde, Halit Fahri Ozansoy'un, her 26 Eylülün dil bayramı olarak kutlanması önerisi kabul edilir. Derneğin seçimle gelen ilk yönetim kurulu, 17 Ekim 1932'de çalışmaların ağırlık noktasını belirten bir bildiri yayımlar:
" a) Türk dilini, ulusal kültürümüzün eksiksiz bir anlatım aracı durumuna getirmek,
b) Türkçeyi, çağdaş uygarlığımızın önümüze getirdiği tüm gereksinmeleri karşılayacak bir yetkinliğe eriştirmek."

Bu iki önemli nokta, Mustafa Kemal'in önemle üzerinde durduğu amaçlardır. Mustafa Kemal'in, 1930'da, Sadri Maksudi'nin kitabına yazdığı, "Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır" sözleri, kurulmasına öncü olduğu Türk Dili Tetkik Cemiyeti'nin amacına ve çalışma biçimine yansıyordu.

Dilde devrim başlamıştı artık. Mustafa Kemal, dil işleriyle yakından ilgileniyor, kendisi sözcükler türetiyor, söylev ve demeçlerinde bunları kullanıyordu. "Er, subay, kurmay, genel, özel, evrensel, kutsal, önemli, arıtmak, ısı, esenlik, erdem, kıvanç, konuk, tüm..." gibi sözcükleri kullanarak, bir Geometri kitabı yazarak, birçok geometri terimini Türkçeye kazandırmıştı.
TÜRK DİLİ TETKİK CEMİYETİ
TÜRK DİL KURUMU OLUYOR
Türk Dili Tetkik Cemiyeti, 1936'daki üçüncü kurultayında kendi adını da Türkçeleştirerek, TÜRK DİL KURUMU yapmıştı. 1932 Eylülünü izleyen yıllarda dil devrimi, Atatürk'ün de özendirmesiyle büyük bir hız kazanmıştı. Atatürk, dil işlerini yürütecek örgütün, özerk bir dernek olmasını sağlamış, ama dil konusunda bütün devlet kurumlarının özenli göstermesini de istemişti; 1Kasım 1932'de TBMM'yi şu sözlerle açmıştı:

"Türk dilinin kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğe kavuşması için, bütün devlet örgütümüzün dikkatli, ilgili olmasını isteriz."

Kurulan dernek toplumdan büyük destek görmüş, yurdun her köşesinde, her iş ve uğraştan insanlar sözcük derleme işine dört elle sarılmıştı. Halk ağızlarından derleme, eski kaynaklardan taramalar yapılarak Türkçenin söz varlığının, yani sözlüğünün yapılmasına başlanmış; unutulmuş Türkçe sözcükler canlandırılarak, Türkçenin ek ve köklerine işlerlik kazandırılarak yabancı sözcüklere Türkçe karşılıklar bulunması eylemi ivme kazanmıştı
__________________

ARAMASIN GÖZLER O ŞİMDİ ASKER!..
HAKAN is offline  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla